TÜKETIM KÜLTÜRÜ, AVM KÜLTÜRÜ VE KENT KÜLTÜRÜ İLE TOPLUMSAL DEGIS

TÜKETİM KÜLTÜRÜ

 ÜRETİCİ TOPLUM YERİNE TÜKETİCİ TOPLUM

Genel olarak değerlendirildiğinde tüketim,  tüketilecek mal ve hizmetler için para halinde yapılan harcamaların tümüdür. Bu tüketim sadece mal ve hizmetleri kapsamaz, üretimde kullanılan hammadde gibi unsurlar içinde kullanılır.

 Modern ilişkilerin hâkim olduğu, sanayi toplumlarında ve sanayi toplumlarında görülen ilişki ağlarının gözlemlenebildiği tüm modern toplumlarda ise tüketim insan ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olmanın ötesinde sosyal statü ve kimlikleri belirleyen bir etkinlik alanı olarak da ifade edilmektedir.  

Tüketim insanoğlunun var olmasıyla birlikte ortaya çıkmış; doğal, basit bir olguyken, zaman içinde gerçek içeriği olan ihtiyaçların tatmininden uzaklaşmaya başlamış ve toplumsal statüleri belirleyen bir yapıya ulaşmıştır. Böylece toplumun genelinde genel tüketim alışkanlıkları “tüketim kültürünü” ortaya koymuştur. Tüketim kültürü, tüketicilerin çoğunluğunun faydacı olmayan statü arama, kıskançlığı teşvik etme ve yenilik arama gibi amaçlar doğrultusunda ürün ve hizmetleri tutkuyla arzuladıkları bir kültürdür.

Özellikle II. Dünya Savaşını takip eden yıllarda göze çarpan ekonomik canlanma ile beraber  “varlıklı” toplumlara dönüşmeye başlayan Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa ülkelerinde yasayan bireyler için tüketim, tüketim standartlarıyla genel bir ilişki ve seçim yapmanın yanı sıra malların anlamlarını okuma isteğiyle özdeşleşmiştir.

İdeolojik dönüşümler sonucunda, tüketimin anlamı başarı, haz, eğlence ve özgürlük gibi kavramları çağrıştıracak şekilde genişlemiş ve iyi bir yaşamın özü olarak görülmeye başlanmıştır. Dahası, yasam standartlarının artmasıyla beraber, daha fazla tüketebilmek gücün ve mutluluğun göstergesine dönüşmüş, sosyal yasamın temel örgütleyici ilkesi olarak sınıfın yerini alan yasam tarzı giderek sosyal kimliğin temeli olarak algılanmıştır. Bu bağlamda ortaya çıkan “tüketim toplumu “ kavramı, kitlesel üretim sonucunda ortaya çıkan kitlesel tüketime ilişkin yeni bir anlayış olarak tanımlanır. Üretim temel nedensel faktör olarak düşünülür. Buna karsın, tüketim toplumunun tarihsel çözümlenişi, yalnızca pazarlanan malların tüketimindeki bir artışa indirgenemez. Tüketim toplumunun ne zaman şekillenmeye başladığına dair kesin bir dönem belirlenemese de, bazı yazarlar böyle bir toplumun kökenlerinin kronolojik olarak 18.yy da aranması gerektiğini ileri sürerler.

Bunların genel argümanları, tüketime yönelik üretimin, geçimlik üretimin yerini almasıyla, insanların kaçınılmaz bir şekilde tüketici olmaya başladıkları görüsü etrafında yoğunlaşır.

Tüketim her zaman ve her toplumda yer alan ekonomik, sosyal ve kültürel bir süreç olmasına karsın tüketim

Kültürü, analitik olarak ayrı bir şekilde ele alınması gereken özel bir olgudur. Tüketim kültürü, tüketimin gerçekleştirildiği ve gündelik yasamın yeniden üretildiği tek yol değildir, ama kesinlikle uygulamaya dönük bir alana ve ideolojik bir derinliğe sahiptir. İşte bu yüzden, onun serbest piyasa ilişkilerine dayalı kapitalist toplumların bir ürünü olması tüketim kültürünün en temel özelliklerinden biridir.

TÜRKİYE TOPLUMU

Kendi toplumumuz için konuyu değerlendirdiğimizde; konunun açılımı su şekildedir. Batıdan gelen değerler, moda ve tüketim ürünleri yeni yasam biçiminin temel unsurları olarak algılanmaktadır. Üst tabakanın davranışları Batı’yı taklit etme ile şekillenir ve toplumun alt katmanları da üst tabakanın değerlerini benimserler ve tüketim kültürü aşağıya doğru yayılır.

Tüketim kültürünün üst tabakadan alt tabakaya yayılmasında “üst tabaka” önemli iki işlevi üstlenir. Birincisi, üst tabakanın Batı’da oluşmuş olan tüketim kültürünü taklit ederek yeni yasam biçimini oluşturmasıdır.

Bu süreçte yenilik diye bir durum yoktur, yenilik denen şey taklitten ibarettir. İkincisi de, üst sınıfların alt sınıflara davranış modeli sunmasıdır. Aslında bu, taklit içinde taklit gibi bir durumdur. Bir yandan gelir düzeyinin düşüklüğü, diğer yandan tüketim ürünlerinin bir toplumdan diğerine ulaştırılmasının önünde çoğu zaman ekonomik ve hukuksal bariyerler bulunmaktadır. Bu durum zahmetli olmasına rağmen yine de tercih edilmektedir.

1980’Lİ YILLAR

1980 yılından beri başlayan ticaret ve finans serbestleşmesi ile tüketim ürünlerinin çeşitliliği ve sayısı olağanüstü artmıştır. Görece geliri yükselen sınıflar bu dönemde lüks tüketimin alıcısı olmuştur. Aynı dönemde kitle iletişim araçlarının sayısının artması ile tüketim kültürünün toplum üzerindeki baskısı çoğalmıştır.

Bu dönemde önemli bir değişim de, televizyon ve radyo alanında devlet tekelinin ortadan kalkmasıyla özel televizyon ve radyo sayısının giderek artmış olmasıdır. Özel televizyon ve radyolarla rekabet edebilmek için kamu yayını yapan kanalların da sayısı çoğalmıştır. İthalatın serbest bırakılmasıyla reklâm sektörünün gelişmesine yol açılmıştır. “Reklâm şirketlerinin büyük çoğunluğu seksenli yılların ortasından itibaren ya Amerikan şirketleriyle birleşmiş veya onlar tarafından satın alınmıştır. Bu açıdan reklam sektörünün temel işlevlerinden biri de “...Batı insanının zevkini Türk halkına adapte etmek” ya da “...orta sınıf Türk insanına Batı ülkelerinde modern bir orta sınıfın nasıl yasadığını” göstermek olmuştur.

1980 sonrası dönemde tüketim kültürünün iki boyutunun daha yoğun bir şekilde geliştiği görülmektedir.

Bunlardan birincisi, maddileşmenin, köşeyi dönmenin ve para sahibi olma tutkusunun, “mutlu ve iyi bir hayat yasamanın” aracı olarak düşünmede çok etkili olmasıdır. İkincisi ise, maddi ürünlere karsı aşırı tutku gelişmiş ve bu ürünlerin gösteriş ve fantezi, yenilik ve Batı kültürüne dahil olma gibi amaçlarla elde edilmesi ve kullanılması yasam tarzının önemli bir öğesi olarak yerini almıştır. Tüketim kültüründe görülen diğer bir değişme ise, askın benzerlerinden üstün değerlere gönderme yapan tüketim kültürünün ortaya çıkması ve geleneksel yaşam tarzının tüketim kültürü içinde gelişmesidir. Kredi kartı patlaması ve cep telefonu kullanımının gittikçe yaygınlaşması gelir düzeyi ne olursa olsun toplumun her kesiminden insanların ortak tüketim maddeleri arasında yer almaktadır.

Batılı yasam tarzı bağlamında 1980 sonrasında Batı kökenli ürünler ve tüketim kültürü daha yoğun bir biçimde gelişmiştir. Üst tabaka, statü ve seçkinlik göstergesi olarak Batılı ürünlere yönelmiş, ekonominin dışa açılmasıyla Amerika ve Avrupa’dan ileri teknolojinin en son ürünleri yasam tarzının yeni göstergeleri haline gelmiştir.  Yapılan araştırmalarda, tüketiciler maddi ürünlere sahip olma amaçlarını; “iyi hayat, medenileşme, Batılılaşma, ilerleme, Batılılar gibi yaşama, moda” gibi kavramlarla ifade etmişlerdir.

İDEAL TÜKETİM MODELİ: BATI

Ülkemizde modernleşme süreciyle birlikte Batı, ideal tüketim modeli olarak algılanmıştır. Yapılan bir araştırmaya göre tüketiciler para kazanmayı iyi hayat yasamanın bir aracı olarak değerlendirmişlerdir. Tüketiciler, yeni bolluk döneminin yüksek kaliteli ürünlerin arzularını karşılamasından hoşnut olduklarını söylemişlerdir. Tüketicilerin daha önce bulunmayan ürünleri satın almalarıyla, çağdaş dünya insanı gibi yasamayı hedef edindikleri gözlenmiştir. Genel olarak bireyler, maddi ürünleri elde etmenin modern dünyanın yasam tarzının bir parçası olduğunu belirtmişlerdir. Materyalizmin ise, maddi ürünlere sahip olmanın, Batılı yasam biçiminin yakalanmasına yönelik olduğu gözlenmiştir. İlginç ve enteresan olanı nokta, yerel üreticiler ürünlerinin marka isimlerini yabancı kelimelerle ifade etme durumunda kalarak, Batı’nın üstün değer olması anlayışını kabul etmektedirler.

“Dolayısıyla içinde yasadığımız tüketim kültüründe, yabancı isimleri taşıyan ürünlerin daha iyi, daha kaliteli ve seçkin özellikleri olduğu algılanıyor ise, çevremizdeki uydurma bile olsa yabancı isimlerle dolu mağazalara şaşmamak gerekmektedir. Urfa’daki girişimcinin kaliteli ve seçkin giysiler ürettiğinin kanıtı olarak Harran kelimesinin sonuna i koyarak Harrani markasını üretmesine hayranlıkla bakabiliriz.”

Sonuç olarak;

Tüketim kültürünün özelliklerini aşağıdaki şekilde maddeleştirebiliriz;

1. tüketim ihtiyaç olmaktan çıkmıştır

2. tüketim, sonsuz ihtiyaçları gidermenin ötesinde statü ve sınıf göstergesi olmuştur. Toplumsal kodlama ve simge yolu ile topluma mesaj gönderme argümanına dönüşmüştür.

3. tüketim, ihtiyaç ve arzuların karşılanmasına dayanmamakta, eğlence kavramı ile iç içe girmiş bir haldedir.

4. tüketim, gösteriye dönüşmüştür. Devasa tapınaklarda ibadet eden ilkel çağların çaresiz kullarının ayinde aldığı hazza benzer duygu ile örtüştürülen bir şekle bürünmüştür.

5. tüketim, bir nesneye kullanım değerinin ötesinde toplumsal değeri ile de değer biçilen bir sosyo-ekonomik faaliyet halini almıştır.

6. tüketim, üretime paralele olarak bulunduğu yer ve zamandan bağımsız o yerin sosyal, kültürel, siyasal, ideolojik ve dinsek değerlerini dışlayan bir şekil halini almıştır.

7. tüketim, yerel pazarlarda değil 'tüketim araçları' adı verilen ve 'yeni katedrallere' benzetilen devasa alışveriş saraylarında gerçekleşen bir ritüeldir.

8. tüketim, gösteri, statü halini aldığı için özenti bir alışkanlık haline bürünmüş dolayısıyla alt sınıf, üst sınıfı, üst sınıfında başka (ileri kabul edilen) kültürlerin-toplumların tüketim alışkanlığını taklit eder hale gelmiştir.

Son söz olarak ise tüketim kültürünün günümüzde tüm dünyayı tek tipleştiren ideolojik ve yayılmacı özellikler sergileyen bir kültür objesi halini almıştır.

 

                              

 

                                                                                                                                            

                                                                                                                                            

 

Eklenti Başlığı
Eklenti Başlığı
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !